Discovery Uzay Mekiği






Geçtiğimiz günlrde yedi astronot NASA'ya ait uzay mekiği Discovery ile bir uzay yoluluğu yaptı. Bu uzay yolculuğunun amacı;Dünyanın yörüngesindeki Uluslar Arası Uzay İstasyon'unu ziret etmekti.
Astronotlar 14 gün boyunca uzayda kaldılar. Bu arada mekiğin kargo bölümünde götürdükleri çeşitli parçala Uzay İstasyonu'na monte ettiler. Bu sürenin sonunda ekipteki astronotlardan biri, Uzay İstasyonunaki başka astronotun görevini devraldı.
Görev süresi dolan astoronotsa, uzay mekiğiyle Dünya' ya geri döndü. Uzaya yapılacak bir sonraki mekik yolculuğunda Atlantis uzay mekiği kullanılacak.
Astronotlar, bu kez Dünya'nın yörüngesindeki Hubble Uza Teleskpo' unu ziyaret edecekler, ve teleskopun bakımını gerçekleştirecekler.
Bu yolculuğun 12 Mayıs 2009 tarihinde başlaması planlanıyor...

Hayatı Bir Roman Mimar Sinan








Kayseri'nin Ağırnas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim
zamanında devşirme olarak İstanbul'a getirildi. Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasındaydı. Sinan, At Meydanındaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın bağlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi. Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı. 1514'te Çaldıran, 1517'de Mısır seferlerine katıldı. Kanunî Sultan Süleyman zamanında yeniçeri oldu ve 1521'de Belgrad, 1522'de Rodos seferinde bulunarak atlı sekban oldu. 1526'da katıldığı Mohaç Meydan Muharebesinden sonra sırası ile acemi oğlanlar yayabaşılığı, kapı yayabaşılığı ve zenberekçibaşılığa yükseldi.

1532'de Alman, 1534'de Tebriz ve Bağdat seferlerinden dönüşte Haseki rütbesi aldı. Bağdat seferinde Van Kalesi Muhasarasında, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerleştirdi.

Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katılan Mimar Sinan, Moldovya (Kara Buğdan) seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurduğu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman'ın takdirini kazandı. Aynı sene başmimarlığa yükseldi.

Mimar Sinan, katıldığı seferlerde Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana'ya kadar Güney Avrupa'yı görüp mimari eserleri inceledi ve kendisi de birçok eser verdi. İstanbul'da devrin en meşhur mimarları ile Bayezid Camii'nin ustası Mimar Hayreddin ile tanıştı.

Bazı Eserleri
Sinan'ın mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar Halep'de Hüsreviye Külliyesi, Gebze'de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve İstanbul'da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi'dir.

Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, Onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklar gibidir. Bunların ilki, Şehzadebaşı Camii ve Külliyesidir. Külliyede ayrıca imaret, tabhane (mutfak), kervansaray ve bir sokak ile ayrılmış medrese bulunmaktadır.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan'ın İstanbuldaki en muhteşem eseridir. Yirmiyedi metre çapındaki büyük kubbe, zeminden itibaren tedricen yükselen binanın üzerine gayet nisbetli ve ahenkli bir şekilde oturtulmuştur. Sükûnet ve asaleti ifade eden bu sade ve ahenkli görünüşü ile Süleymaniye Camii, olgunlaşmış bir mimariyi temsil etmektedir.Sekiz ayrı binadan meydana gelen Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Fatihten sonra şehrin ikinci üniversitesi olmuştur.

Mimar Sinan'ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camiidir. Selimiye'nin kubbesi, Ayasofya kubbesinden daha yüksek ve derindir. 31,50 metre çapındaki kubbe, sekizgen şeklindeki gövde üzerine oturmuştur. Üç şerefeli ince minarelerine üç kişi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir.Mimar Sinan bu camiin ustalık eseri olduğunu ve bütün sanatını Selimiye'de gösterdiğini belirtmektedir. Mimar Sinan, gördüğü bütün eserleri büyük bir dikkatle incelemiş, fakat hiçbirini aynen taklid etmeyip, sanatını devamlı geliştirmiş ve yenilemiştir. Eserlerindeki sütunlar, duvarlar ve diğer kısımlar taşıdıkları yüke mukavemet edebilecek miktardan daha kalın değildir. Kullandığı bütün mimari unsurlarda bu hesap dikkati çeker.

Mimar Sinan aynı zamanda bir şehircilik uzmanıdır. Yapacağı eserin, önce çevresini tanzim ederdi. Yer seçiminde de büyük başarı göstermiş ve eserlerini, çevresine en uygun tarzda yerleştirmiştir.

Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir.

Depreme Dayanıklı
Mimarın çok sayıdaki eserini inceleyenler, Sinan'ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını söylemekteler.Bu tedbirlerden biri, temelde kullanılan taban harcıdır.Sadece Sinan'ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelir. Yine yapıların yer seçimi de ilginç. Zeminin sağlamlaşması için kazıklarla toprağı sıkıştırmış dayanak duvarları inşa ettirmiş.Mesela Süleymaniye'nin temelini 6 yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını sağlamak içindir.

Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur.Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması öngörülmüştür. Ayrıca yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmış. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır. Buhar tahliye ve rutubet kanalları drenaj kanallarına bağlı olarak uygulamaya konulmuştur.

İşte Sinan'ın eserlerini inceleyen ve birçoğunu da restore eden Mimar Abdülkadir Akpınar'ın söyledikleri:

Karşılaştığım bir özellikten dolayı gözlerime inanamadım. Sinan'ın eserlerinde en ufak bir çıktı ve desen dahi tesadüf değil. Renklere bile bir fonksiyon yüklenmiş. Çünkü yapıyı herşeyi ile bir bütün olarak ele almış. Bütün ölçülerini ebced hesabına göre yapmış ve bir ana temayı temel almış. Ölçülerini asal sayıya göre yapmış ve onun katlarını baz almış. İlmini din ile bütünleştirip mükemmel eserler ortaya koymuş. Örneğin SinanKuran-ı Kerim'de geçen ''Biz dağları yeryüzüne çivi gibi gömdük...'' ayetinden etkilenerek yapılarının yer altındaki kısmını ona göre inşa etmiş. Yapıları hislerine göre değil, matematiksel olarak oluşturmuş. Bugünün teknolojisi bile Sinan'ın yapmış olduğu bazı uygulamaları çözemiyor. Küresel ve piramidal uygulamalarının bir başka benzeri daha yok. Ama bunların hepsi estetik sağladığı gibi yapının sağlamlığını da pekiştirmiştir.

Mimar Sinan Türbesi

Süleymaniye Camii 'nin eski ağalar kapısının karşı köşesinde, yol ayrımında üçgen bir alandadır. Önde som mermerden yapılmış bir sebil görülmektedir. Sebilin arkasındaki ufak mezerlıkta 6 sütunlu, üstü örtülü ve etrafı açık türbede Mimar Sinan'ın mezarı bulunmaktadır. Türbesini ölümünden az önce kendisi yapmıştır. 1933 yılında Mimar Vasfi Egeli tarafından restore edilmiştir. Sandukanın uçları ile üzerindeki burma kavuk, mermerdendir. Sokağa bakan demir parmaklıklı bir pencereden türbe görünür.



Bunları Biliyor Musunuz??


# Yarım kilo bal yapabilmek için arıların iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorunda olduklarını...



#Çakmağın kibritten önce bulunduğunu....



#Edison'un ampul'e konacak maddeyi bulabilmek için 3.000 deneme yaptığını...



#Eskimoların,buzdolabını yiyyeceklerinin donmaması için kullandıklarını...




#En küçük yumutranın aynı zamanda en küçük kuş olan sinek kuşuna ait olduğunu, ve bu kuşların yumurtalarının yarım gramdan daha hafif ve bir buğday tanesinin yarısından daha küçük olduğunu...



#Bu güne kadar görülen en büyük dolu tanesinin 19cm çapında olduğunu, bunun yaklaşık bir futbol topu kadar olduğunu...



#Timsahların daha derine batmak için taş yuttuklarını...



#İnsan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre(1000000000000000) olduğunu...




Biliyor muydunuz???

Hamburger Adı Nerden Geliyor?



'Ham' kelimesinin ingilizce de 'Domuzun bacağının üst kısmınından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek' anlamına gelir.Hamburgerin aslı domuz etinden değil de Tatar Bifteğindendir.

Almanya'nın Hamburg şehrinden bir tüccar,ticaret amacı ile gittiği ORTA ASYA'DA 19.yy 'ın ortalarında Tatar Bifteğini görür ve Almanya' ya getirerek Hamburg Bifteğinin sunar.



Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servise sunar ve ona'HAMBURG'a ait' anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Almanya yı iki yola terk eder.Yine 19.yy'da bir fizikçi ve aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr.J.H.Salisbury hamburgeri İngiltereye getirir.Salisbury,sağlıklı bir yaşam için günde üç kere,önceden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inandığından dolayı,bu şekilde hazırlanan hamburger'e İngiltere de 'Salisbury Bifteği' adı verilir.Diğer yolla ise 19.yy'ın sonlarında ise Alman göçmenleri ile Amerikaya gitti.Hammburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti.

Birinci Dünya Savaşı sonrası ABD'de ingilizcedeki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada,Hamnurger'in simi de 'Salisbury Bifteği'olarak değiştirilmeye çalışıldı,ama bu işe yaramadı...

Göç Rekoru Çamurçulluğun


Ülkemizde de görülen çamurçulluu adlı kuş türü,hiç durmadan en uzğa göç etme rekorunun sahibi oldu!!


Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan çamurçullukları her sonbahar,kışı geçirmek üzere ılıman bölgelere göç ediyor.ABD'dn araştırmacılar,yazı Alaska'da geçiren çamurçullukların sonbahrda Yeni Zellanda'ya yapıkları göç yolculuğunun ayrıntılarını ortaya çıkarmış.Bunu için çamurçulluğu sürüsündeki kuşlardan bazılarının katlarına minik radyo takmışlar.Kuşlara takılan radyo vericilerinin bazıları yolda düşmüş.Ancak; öteki radyo vericilenden gelen sinyaller sayesinde kuşların göçü internet aracılığıyla izlenebilmiş.Bazı kuşların,göç yolculuğu sona ermeden Yeni Zellanda yakınlarında durup dinlendiği belirlenmiş.

Ancak;içlerinden biri,hiç durmadan 11.655 kilometre yol alarak rekor kırmış!

Araştırmacıların hesalarına göre,rekortmen çamurçulluğun saatte ortalama 70 kilometre yol almış olması dikkat çekiyor.

Çiftçi Karınca, Doktor Karınca


Uygarlığımızın mihenk taşlarından birisi kuşkusuz sürdürülebilir tarımdır. İnsanoğlu çiftçiliğe yaklaşık 10,000 yıl önce başladı, oysa karıncalar bu işi 50 milyon yıldır yapıyorlar. Microbiology Today dergisinin Kasım 2008 sayısında yayımlanan makaleye göre, ‘Tarım, insanlığın baskın tür haline gelmesine yardım ettiği gibi yaprakkesen karıncaların da otçullar içerisinde baskın tür olmasını sağladı’.
Yaprakkesen karıncalar Amerika’nın ılık bölgelerinde yaşarlar. İleri tarım sistemi geliştirerek bazı mantar türleriyle mutual (tarafların karşılıklı olarak birbirlerinden yararlandıkları ortak) yaşam sürdürürler. Yaprakkesen karıncaların değişik türleri değişik mantarları seçerler. Bu mantarları yer altında yuvalarında büyütürler ve karıncalar mantarın ürettiği gongylidia adı verilen bir yapıyla beslenirler. Karıncalar mantarlarını bir tarlaymış sürer gibi sürüp işlerler, onu taze toplanmış bitkilerle beslerler, onu böceklerden ve küflenmekten korurlar.
Mantarlarını yetiştirdikleri bahçeleri toprak odalar olduğundan hastalığa sebep olan mikrop ve virüslerle sık sık karşılaşırlar. Bu hastalıklar tüm bahçeyi ele geçirip yok edebilir ve karınca kolonisini öldürebilir.
Yapılan gözlemlerde bazı işçi karıncaların gövdelerinin altında muma benzer bir madde olduğu fark edilmiş. Madde yakından incelendiğindeyse aslında bunun yararlı bir bakteri olduğu ortaya çıkmış, actinobacteria grubundan olan bu bakterileri bizler de kullanıyoruz: Antibiyotik üretirken! Antibiyotiklerimizin %80’i bu gruptan gelen bakterilerden üretilir. Karıncalar yararlı bakterinin ürettiği anti-mantar bileşiklerle kendi mantarlarını zararlı bakteri ve virüslerin saldırılarından koruyorlar. Mantar gibi yararlı bakteri de karıncalarlar mutual yaşıyor: onların mantarlarını koruma karşılığında karıncanın vücudunda yapışık yaşayıp orda besleniyor ve toprakta yaşadıklarından daha rahat, çekişmesiz bir hayat sürdürüyorlar.


(kaynak)

Artık Işığı Durdurabiliriz!!!


Harvard Üniversitesi’nden fizik profesörü Lene Vestergaard Hau ve ekibi, ışıkla oynuyor. Ekip, yaptığı çalışmalarla daha önce ışığın hızını saniyede 17 metreye kadar düşürebiliyordu. Işığın boşlukta hızı saniyede yaklaşık 300 bin kilometredir.
Devam eden çalışmalar sonucu, ışığı tamamen durdurmak mümkün oldu. Bunu yapabilmek için Mutlak sıcaklığa çok yakın bir sıcaklığa ( yaklaşık -273 derece) kadar soğutulan çok yoğun sodyum bulutu kullandılar. Bu buluta Bose-Einstein bulutu deniyor. Bu bulutun içindeki atomlar çok sıkışık bir durumda bulunuyor.
Bose-Einstein bulutuna gönderilen ışık ışınının bir çeşit madde hali oluşuyor. Bu madde halini bulut içinde başka bir yere nakleden ekip daha sonra bu maddenin tekrar ışığa dönüşmesini sağladı.
Bu buluş bilim insanlarının optik bilgiyi istenilen şekilde işlemeyi sağlayabilecek.
Araştırmayı yürüten Hau, Einstein’in ortaya koyduğu görelilik yasalarına aykırı olmadığını belirtti ve Einstein’in bu çalışmayı görmesi halinde bir hayli şaşıracağını söyledi.