Türk-Çin Sanal Savaşı Kızıştı



"Dünyanın ilk siber savunma ordusu" olarak kendilerini tanıtan Ayyıldız Tim üyesi Türk internet korsanlarının Çin'e açtığı sanal savaş kızıştı.
Çinli internet korsalarının Türk internet korsanlarına cevabı gecikmezken, dün bazı Türk büyükelçiliklerinin resmi siteleri çökertildi. Buna karşılık Ayyıldız Tim üyeleri, "Çökertilen her 1 Türk sitesine karşılık, Çin'den yayın yapan bin site çökertilerek cevap verilecek" açıklamasını yaptı.
Türk internet korsanları Ayyıldız Tim üyeleri, "Çin'in Uygur Türklerine uyguladığı katliama seyirci kalmayacaklarını" belirterek geçtiğimiz günlerde Çin'den yayın yapan binlerce siteyi çökertti. Türk internet korsanlarının Çin'e yaptığı bu saldırıya, Çinli internet korsanları da dün bazı Türk büyükelçiliklerine ait siteleri çökerterek cevap vermişti. Konuyla ilgili açıklama yapan Ayyıldız Tim üyeleri, Türk büyükelçiliklerinin sitelerine yapılan bu saldırının cevapsız kalmayacağını belirterek, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'bu bir katliamdır' sözü üzerine tehditlerde bulunan Çinli internet korsanlarının çökerttikleri her 1 Türk sitesine karşılık, bin Çin internet sitesi çökertilecek" açıklamasını yaptı.
Ayyıldız Tim üyeleri, çökertilen askeri sitelerin haricinde Çin'in interaktif bankacılık sisteminin de çökertileceğini duyurdu. Çin'in interaktif bankacılık sisteminin çökertilmesinin ardından Çin bankalarının milyonlarca dolar zarara uğrayacağını iddia ettiler.Öte yandan, Ayyıldız Tim üyelerinin resmi internet sitesi olan
http://www.ayyildiz.org/ adresinde çökertilen internet sitelerinin adresleri yayımlandı.

3 boyutlu fotoğraf çekin!



3 boyutlu fotoğraf: Sistem nasıl işliyor?3 boyutlu fotoğraf dönemi bu kamera ile resmen başlıyor: Peki ama sistem nasıl işleyecek?Fujifilm henüz resmi açıklama yapmasa da yeni 3D fotoğraf makinesinin özellikleri açığa çıktı.Kompakt dijital fotoğraf makinesi, dünyada bu boyutlarda 3D çekim yapabilen ilk cihaz. İki yanda iki gözüyle dikkat çeken bir görünüşü var. Çektiği fotoğrafları 3D görmek için ise özel gözlük gerekmeyecek. Bu fotoğrafları görmek için iki seçenek var. Bunlardan ilki 20 cm'lik LCD ekranı olan 3D dijital bir fotoğraf çerçevesi.İkinci seçenek ise çok ilginç: Fotoğraf baskısı olayına yeni bir soluk getirecek 3D baskı! Fotoğrafın üzerinde plastik bir katman olacak ve bu da gözlüklerin yaptığı işi yapacak.
Eylül ayında çıkacak ürün 600 dolar civarına satılacak. Fujifilm ismini de Nikon, Olympus ve Canon gibi sağlam rakipler arasından bu farklı ürün sayesinde ön plana çıkartmaya çalışacak.

15temmuz2009

Uzay İstasyonu'nun ömrü kısa olacak



NASA, 10 yıllık çalışma sonrasında tamamlanma aşamasına gelen Uluslararası Uzay İstasyonu’nu 2016 yılında yörüngesinden çıkarmayı planlıyor. Uluslararası Uzay İstasyonu, insanoğlunun uzay çalışmalarındaki en önemli aşamalardan biri... Bir futbol sahasından daha büyük , ğırlığı 20 tonu buluyor, her 90 dakikada bir dünyanın etrafında dönüyor. Hatta geceleri dünyadan çıplak gözle görülebiliyor.
İnşaatına neredeyse 10 yıl önce başlanan uzay aracı tamamlanmak üzere ancak Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’den (nasa) şaşırtan bir açıklama geldi. NASA , 2016'ın ilk çeyreğinde Uluslararası Uzay İstasyonu’nu yörüngeden çıkarmayı planlıyor.
Yani Uluslararası Uzay İstasyonunu Atmosfere indirilecek, burada yanmaya başlayacak ve Pasifik Okyanusu'na düşürülecek. Bu, Dünyada bir faciaya yolaçmamak için kontrollü bir yok ediş olacak.
GEREKÇE: EKONOMİBu kararın en önemli nedeni ekonomik... NASA 2015'ten sonra Uluslararası Uzay İstasyonu’nu finanse etmeyi planlamıyor. Zira hesaplamalara göre stasyonunun, Amerika Birleşik Devletleri'yle müttefiklerine yıllık masrafı 100 milyar dolar'ı bulucak.
Zaten daha şimdiden Uluslararası Uzay İstasyonu bütçesinde önemli ölçüde kesintiye gidilmiş durumda.
Diğer bir nedense NASA’nın Aay'a odaklanma politikası...
Ancak uzmanlarla bazı kongre üyeleri Uluslararası Uzay İstasyonu'nun yok edilmesine karşı. Bu çevreler Uluslararası Uzay İstasyonu'nun daha faal çalıştırılması isterken, bu uzay aracının tasfiye edilmesinin ABD’nin uzay keşfini de olumsuz etkileyeceğini söylüyor..

14TEMMUZ2009

Einstein in Beyni Koruma Altında


National Geographic kanalındaki belgeselde dahiliğin beynin mekanizmasına ait,somut ve incelenebilir bir yapıdan mı ibaret olduğu yoksa onun ötesinde insan dehasının başka yerlerde de aranıp aranamayacağı tartışıldı.Bu Einsteinin otopsisini yapan doktor tarafından morgda çalınan ve 50 yıldır özenlekorunan beyni üzerinden yapıldı.İki araştırmacının birisi Einsteinin beyni incelendiğinde onun dehasına ve matematiksel yeteneklerini gösteren farklılıklarla dehanın sebebinin anlaşılabileceğini belirtirken bir diğeri dehanınbeynin ötesinde hayal gücünün somut olmayan genişliğinde gizli,salt beyneait olmadığını ve o beynin dahilik için yetmeyebileceğini söylüyordu.Sonundayapılan araştırmalar gösterildi,Einsteinin beynindeki en belirgin farklılık beynindeki gleal hücrelerin aşırı büyüklüğüydü.Ancak bunun doğuştan mı olduğu,sürekli sayısal çalışmalar neticesinde yaşamı boyunca mı arttığı belirgindeğil.Anlayacağınız dehanın ve beynin sırrı henüz tam olarak çözülemedi,bilimadamları beynin mükemmel incelenmesinin 20 yıl sonra gerçekleştirilebileceğini,hatta beynin dahiliğe yol açan tüm kodlarının çözülerekmükemmel zekalı bilgisayar simülasyonlarında yeniden yaratılabileceğinisöylüyorlar.Onun ötesi de bu tür beyinlerin insanlara adapte edilebilir halegelmesi…Bilim iyice çıldırıncaya dek Einsteinin beyni dikkatle korunuyor vedehanın sırrının afişe edileceği günü bekliyor.

KORKU MERKEZİ



Korku ve endişeye dayalı rahatsızlıklar birçok insanın hayatını olumsuz yönde etkiliyor, alkol ve ilaç kullanımı, evlilik ve işyerinde sorunlar veya intihar gibi sonuçlar doğurabiliyor.
Savaşa katılmış askerler üzerinde yapılan çalışmalar sonucu, beyindeki amigdala adlı bölgenin bu askerlerdeki aktivitesinin çok yüksek olduğu gözlendi. Beynin bu bölgesinin korku ve endişeyle doğrudan ilgili olduğu biliniyor. Daha önce yapılan araştırmalar, insanlarda ve hayvanlarda amigdala bölgesinin, doğuştan gelen yılan ve örümcek gibi korkularla birlikte, tecrübeyle edinilen korkuların dışavurumu sırasında etkin olduğunu gösteriyor. Rutger Üniversitesi’nden Profesör Denis Pare, amigdala bölgesinde, korkuyla ilgili hatıraların uzaklaştırılmasında rol oynayan bir bölümü tanımladı.
Laboratuarda yapılan çalışmada, ünlü bilim insanı Pavlov’un köpekler üzerinde yaptığı deneylere benzer yöntemler uygulandı. Deney farelerine, korku yaratacak ufak şoklar verilmesiyle aynı zamanda bir ses çıkarılarak, bu sesi hayvanların korkuyla ilişkilendirilmesi sağlandı. Daha sonra şok verilmeksizin bu ses tekrarlanarak korkuyla ilgili tepkilerin zamanla yok olması sağlandı.
Ancak korku hafızası tamamıyla yok olmuyor. Bunun yerine yeni öğrenilen korkunun gereksiz olduğu hafızası tarafından bastırılıyor. Bu yüzden, korkuyu bastıran hafızanın aynı ortamda yeniden yaşanması gerekiyor. Örneğin farelin duyduğu ses, korkuları bastırıldıktan sonra başka bir ortamda tekrar verilirse, fareler tekrar korku belirtileri gösteriyor.
Denis Pare, amigdaladaki ilgili nöronların, bu tür hafızaların tutulmasında etkili olduğunu ortaya koydu. Farelerde bu bölge yok edildiği zaman, farelerin korkularının yok edilemediği gözlendi.

ADSL’E DARBE!!!




Akınsoft Yazılım Firması Ürün Müdürü Tuna Keleş, 3. nesil mobil iletişim sisteminin (3G), ADSL'in 4 katı hız sağladığı için, kendisini bu oranda geliştirme şansı bulamayan ADSL'nin ciddi oranda güç kaybedeceğini söyledi.

Tuna Keleş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halen Türkiye'de cep telefonlarındaki en büyük sorunun, internet erişim hızının yavaşlığı olduğunu belirtti.

Cep telefonuyla internet erişim sisteminin GPRS teknolojisi ile başladığını, ardından hızıyla GPRS'i geride bırakan EDGE sisteminin geliştirildiğini anlatan Keleş, ancak EDGE sisteminden de çeşitli nedenlerle internete istenilen süratte bağlanılamadığını ifade etti.

Son olarak ise cep telefonuyla internete erişim hızındaki bu sorunları aşabilmek için önce 3G teknolojisinin hizmete sunulduğunu dile getiren Keleş, şunları kaydetti:

''3G, sağladığı yüksek hızla bugün yoğun olarak kullandığımız iletişim alışkanlıklarımızı önemli ölçüde değiştirecek. Kısa süre içinde Türkiye'deki cep telefonu abonelerinin de kullanabileceği 3G teknolojisi altyapısında, UMTS, CDMA2000 ve FOMA olarak adlandırılan sistemler kullanıldı. Bu sistem, hızlı internet erişimi, yüksek hızda çoklu ortam haberleşme desteği, konumlandırma hizmetleri sağlanması gibi birçok yenilik getiriyor. Cep telefonları artık, şu an pek çoğumuzun ev ve iş yerinde kullandığı ADSL hızının 4 katına ulaşacağı için, kendisini bu oranda geliştirme şansı bulamayan ADSL ciddi oranda güç kaybedecek. Çünkü 3G, hemen hemen aynı fiyata bugünkü ADSL'nin 4 katı hızla, hem cep telefonundan, hem dizüstü bilgisayardan hem de sabit bilgisayardan internet erişimi sağlıyor. İsterseniz cep telefonunuzu bir modem gibi, ara kablosuyla bilgisayara takıp kolayca bilgisayarınızla internete bağlanabiliyorsunuz.''

3G'nin internet erişiminde ADSL'yi çok gerilerde bırakmasının, tamamen, dünyadaki cep telefonu kullanıcılarının yoğunluğuyla ilgili olduğunu anlatan Keleş, ''Bu kadar çok cep telefonu kullanıcısı olduğunu düşünen teknoloji firmaları, büyük paralar harcayarak 3G'yi geliştirdi. ADSL benzer şekilde geliştirilemedi'' diye konuştu.

3G NASIL BİR YENİLİK GETİRİYOR?

Tuna Keleş, 3G teknolojisiyle aynı zamanda uzak yerlerde bulunan kişilerin birbirleriyle, hiçbir donma olmaksızın görüntülü olarak görüşebileceğini, konferansların bile uzaktan görüntülü olarak yapılabileceğini, televizyon dizisi ya da sinema filmlerinin cep telefonuyla bile rahatlıkla izlenebileceğini vurguladı.

Bu yeni iletişim hızının yazılım firmalarının da işlerini artıracağını, pek çok internet sitesinin kendisini, cep telefonundan daha rahat kullanılabilecek forma sokacağını, ticari firmaların ise yazılım firmalarına, cep telefonuna uyumlu iletişim ve pazarlama programları sipariş edeceğini sözlerine ekledi.

Yeni yokoluş teorisi !











Prof. Celâl Şengör ve öğrencisi Saniye Atayman tarafından gündeme getirilen yeni “yokoluş” teorisi, dünya bilim çevrelerinde heyecan yarattı. Amerikan Jeoloji Cemiyeti'nin “Bir Global Jeoloji Çalışması” adıyla yayımladığı kitabın tezi şu: 250 milyon yıl önceki yokoluş bir meteor düşmesi veya volkanik patlama sonucunda değil, o zamanki büyük okyanusun Karadeniz gibi oksijensiz kalmasından kaynaklandı

Bilim insanları, yaklaşık 250 milyon yıl önce dünyadaki canlıların yüzde 95’inin yok olduğunu çok önceden ortaya koydu. Arkasından da bu büyük yokoluş üzerine teoriler geliştirmeye başladı. En yaygın ilk teori, bu büyük yokoluşun dünyaya çarpan bir meteordan kaynaklanmış olabileceğine ilişkindi. Daha sonra bu görüş revize edildi ve Sibirya’daki Tungusko volkanik alanındaki büyük patlamanın asıl sebep olduğu tezi gündeme geldi. İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi jeolog Prof. Celâl Şengör ve öğrencisi Saniye Atayman’ın Amerikan Jeoloji Cemiyeti tarafından yayımlanan tezi ise bu iki görüşün de doğru olmadığını gösteriyor. “Bir Global Jeoloji Çalışması” adıyla yayımlanan kitaba göre, yokoluşun temel sebebi, 250 milyon yıl önce, dünyadaki kıtaların ayrışmadığı dönemde süper kıtanın ortasında yer alan okyanusun bizim Karadeniz’e dönüşmesi yani içinde teneffüs edilecek oksijen kalmaması. Bir süre sonra sıkışan gazlar da bir gazoz gibi köpürerek çevreye yayılıyor ve okyanusun çevresini hayat alanı olarak seçen ve bu zehirli havayı soluyan bütün canlıları öldürüyor.

Fosil desteği

Prof. Şengör ve Atayman, bu teorilerini kitap haline getirmeden önce muhtelif uluslararası toplantılarda tebliğ olarak takdim etti. Bu tebliğ bilim çevrelerinde büyük bir tartışma başlattı. Bulunan fosil örnekleri teoriyi doğrularken, Amerikan Jeoloji Cemiyeti de tarihinde ilk kez iki Türk bilim insanı tarafından yazılan kitabı büyük bir hızla bastı ve bilim dünyasına sundu. Prof. Şengör, halen Güney Afrika’daki Bernard Price Paleontoloji Enstitüsü’nde görev yapan ‘magister’ öğrencisi Saniye Atayman’ın biyoloji kökenli olmasının teoriyi destekleyen mantar fosillerin bulunmasında etkili olduğunu belirterek, Atayman’ın daha ilk tebliği ile dünya bilim çevreleri tarafından kabul gördüğünü söyledi.

Prof. Şengör’e, dünyada büyük yankı uyandıran tezlerinin Türkiye’deki bilim çevrelerinde de benzer bir heyecan uyandırıp uyandırmadığını soruyoruz. Cevabı, hüzün verici:

“Türkiye’de bir bilim camiası olmadığı için Türkiye’nin ne yaptığı beni ilgilendirmiyor. Ama şunu söylemem lazım: Saniye Atayman olmasaydı bu kitap ve bu teori olmazdı. Saniye bilim çevresine kendi kendini soktu, hem de büyük bir başarıyla. Büyük bir sabır ve inatla benim başta ortaya attığım bir fikri bir yıl boyunca çeşitli verilerle kontrol etti. Bir yıl boyunca sabahlara kadar birlikte çalıştık. Bu arada Saniye bana sık sık karşı çıkarak benim fikirlerimin değişmesine, gelişmesine ve daha doğru hale gelmesine hayati bir katkı yaptı.”

Rekortmen Schumacher




1950 yılından bu yana yapılan Formula 1'de, Michael Schumacher 7 kez mutlu sona ulaşıp zirveye yerleşirken, Arjantinli Juan Manuel Fangio 5 kezle en çok kazanan ikinci, 4 kez şampiyonluğa ulaşan Fransız Alain Prost ise üçüncü sırada yer aldı.

F1'i 2006 sezonu sonunda bırakan Schumacher 1994, 1995, 2000, 2001, 2002, 2003 ve 2004'te şampiyon olurken, Fangio 1951, 1954, 1955, 1956 ve 1957, Prost ise 1985, 1986, 1989 ve 1993'te birinciliği elde etti.

Takımlar sıralamasında ise Ferrari, elde ettiği 16 şampiyonlukla en çok şampiyon olan takım unvanını açık ara koruyor.

Çakma Atom Bombası



Kuzey Kore son günlerde sık sık gündeme gelmeye başladı. Adı önce MSN yasaklısı ülkeler arasında geçti, ardından da 20 bin cep telefonu kullanıcısı için 3G'nin Kuzey Kore'de hazır olduğu duyuruldu. Son olarak ise atom bombası denemesi yapan ülke bir kez daha dünya gündeminin üst sıralarında yer almayı başardı. Kuzey Kore denediği bombanın 2. Dünya Savaşı'nda Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan bombalarla eşit güçte olduğunu söylemişti. Fakat araştırmacılar bunun doğru olmadığı görüşünde.

Avrupa'dan testi yakından takip eden uzmanlar, Kuzey Kore'nin atom bombasının Rihter Ölçeği'ne göre 4.1'lik bir sarsıntı yarattığını ve dolayısıyla bombanın çapının yaklaşık 1,4 kiloton civarında olduğunu söylediler. 2. Dünya Savaşı'nda kullanılan atom bombaları ise 10 - 20 kiloton arasındaydılar.

Uzmanlar Kuzey Kore'nin batılı devletlerden silahlanmayı durdurması için maddi destek sunması için böyle bir gövde gösterisine gittiği görüşündeler

Apo’ya kardeş mi geliyor??


Kenya'da 15 Şubat 1999 tarinde yakalandıktan sonra konulduğu İmralı Adası'nda yargılanıp ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Abdullah Öcalan'ın durumunu inceleyen Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komisyonu’nun isteği üzerine adaya 6-7 mahkumun getirilmesi için hazırlık yapıldı. Bu çalışmalar kapsamında, yıkılan eski camiinin bulunduğu araziye 6-7 mahkum kapasiteli Yüksek Korumalı Özel Tip Cezaevi yaptırıldı.

Tamamlanma aşamasına gelen cezaevine PKK'lılardan ‘iyi hali' saptanan mahkumların getirileceği belirtildi. Öcalan'ın bu mahkumlarla iyileştirme ve eğitim çalışmalarında gösterdiği gayret ve iyi hale göre günde en fazla 1 saat görüşebileceği belirtildi.

Öcalan, İmralı Adası’nda sayıları 1000'e ulaşan komando, jandarma, SAS komandosu ve Adalet Bakanlığı’na bağlı İnfaz Koruma Memurları tarafından korunuyor. İmralı'nın çevresi 165 kamera ile kontrol ediliyor. Bu kameraların 7'si Öcalan’ın tek başına kaldığı cezaevine monte edilirken 24 saatli sürekli kontrol altında tutuluyor.

Abdullah Öcalan, hücre cezası almadığı günlerde haftanın çarşamba günü avukatlarıyla açık görüşme yaparken, 15 günde bir kardeşleriyle özel bölmede görüşebiliyor.

Acımasız Gerçekler ve Sprite


Son zamanlarda gerçekten de kaliteli reklamlar televizyona ve internete hoş bir tat ve heyacan getirdi. İşte bu reklamlardan en çok dikkatimi çeken ve beğendiklerim Sprite‘ın Acımasız Gerçekler(imiz) adına çekmiş olduğu reklam filmleri. İnanın filmleri hatırladıkça neşem yerine geliyor :) Bahsettiğim birbirinden eğlenceli videoları Sprite‘ın kendi sitesinden izleyebilirsiniz. Özellikle Aşk Aptallaştırır favorimdir ;)


Bu Acımasız Gerçekler olayı o kadar tutmuş olacak ki artık bir siteleri ve bu sitede ayrı zamanlarda işleyecekleri farklı temaları bile var. Şuanki konu “sizi kullanıp atan sevgilinizin elinize düşmesi” üzerine. Mecazi anlamda ele düşmek değil, gerçekten de sevgilinizi düşündüren bir oyuncak bebek (voodoo)’in elinize düşmesinden bahsediyoruz. Bu orjinal fikir ve devamı için Acımasız Gerçekler.com sitesine bir ziyarette bulunabilirsiniz. Eğleneceğinize eminim ;)

Discovery Uzay Mekiği






Geçtiğimiz günlrde yedi astronot NASA'ya ait uzay mekiği Discovery ile bir uzay yoluluğu yaptı. Bu uzay yolculuğunun amacı;Dünyanın yörüngesindeki Uluslar Arası Uzay İstasyon'unu ziret etmekti.
Astronotlar 14 gün boyunca uzayda kaldılar. Bu arada mekiğin kargo bölümünde götürdükleri çeşitli parçala Uzay İstasyonu'na monte ettiler. Bu sürenin sonunda ekipteki astronotlardan biri, Uzay İstasyonunaki başka astronotun görevini devraldı.
Görev süresi dolan astoronotsa, uzay mekiğiyle Dünya' ya geri döndü. Uzaya yapılacak bir sonraki mekik yolculuğunda Atlantis uzay mekiği kullanılacak.
Astronotlar, bu kez Dünya'nın yörüngesindeki Hubble Uza Teleskpo' unu ziyaret edecekler, ve teleskopun bakımını gerçekleştirecekler.
Bu yolculuğun 12 Mayıs 2009 tarihinde başlaması planlanıyor...

Hayatı Bir Roman Mimar Sinan








Kayseri'nin Ağırnas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim
zamanında devşirme olarak İstanbul'a getirildi. Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasındaydı. Sinan, At Meydanındaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın bağlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi. Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı. 1514'te Çaldıran, 1517'de Mısır seferlerine katıldı. Kanunî Sultan Süleyman zamanında yeniçeri oldu ve 1521'de Belgrad, 1522'de Rodos seferinde bulunarak atlı sekban oldu. 1526'da katıldığı Mohaç Meydan Muharebesinden sonra sırası ile acemi oğlanlar yayabaşılığı, kapı yayabaşılığı ve zenberekçibaşılığa yükseldi.

1532'de Alman, 1534'de Tebriz ve Bağdat seferlerinden dönüşte Haseki rütbesi aldı. Bağdat seferinde Van Kalesi Muhasarasında, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerleştirdi.

Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katılan Mimar Sinan, Moldovya (Kara Buğdan) seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurduğu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman'ın takdirini kazandı. Aynı sene başmimarlığa yükseldi.

Mimar Sinan, katıldığı seferlerde Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana'ya kadar Güney Avrupa'yı görüp mimari eserleri inceledi ve kendisi de birçok eser verdi. İstanbul'da devrin en meşhur mimarları ile Bayezid Camii'nin ustası Mimar Hayreddin ile tanıştı.

Bazı Eserleri
Sinan'ın mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar Halep'de Hüsreviye Külliyesi, Gebze'de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve İstanbul'da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi'dir.

Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, Onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklar gibidir. Bunların ilki, Şehzadebaşı Camii ve Külliyesidir. Külliyede ayrıca imaret, tabhane (mutfak), kervansaray ve bir sokak ile ayrılmış medrese bulunmaktadır.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan'ın İstanbuldaki en muhteşem eseridir. Yirmiyedi metre çapındaki büyük kubbe, zeminden itibaren tedricen yükselen binanın üzerine gayet nisbetli ve ahenkli bir şekilde oturtulmuştur. Sükûnet ve asaleti ifade eden bu sade ve ahenkli görünüşü ile Süleymaniye Camii, olgunlaşmış bir mimariyi temsil etmektedir.Sekiz ayrı binadan meydana gelen Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Fatihten sonra şehrin ikinci üniversitesi olmuştur.

Mimar Sinan'ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camiidir. Selimiye'nin kubbesi, Ayasofya kubbesinden daha yüksek ve derindir. 31,50 metre çapındaki kubbe, sekizgen şeklindeki gövde üzerine oturmuştur. Üç şerefeli ince minarelerine üç kişi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir.Mimar Sinan bu camiin ustalık eseri olduğunu ve bütün sanatını Selimiye'de gösterdiğini belirtmektedir. Mimar Sinan, gördüğü bütün eserleri büyük bir dikkatle incelemiş, fakat hiçbirini aynen taklid etmeyip, sanatını devamlı geliştirmiş ve yenilemiştir. Eserlerindeki sütunlar, duvarlar ve diğer kısımlar taşıdıkları yüke mukavemet edebilecek miktardan daha kalın değildir. Kullandığı bütün mimari unsurlarda bu hesap dikkati çeker.

Mimar Sinan aynı zamanda bir şehircilik uzmanıdır. Yapacağı eserin, önce çevresini tanzim ederdi. Yer seçiminde de büyük başarı göstermiş ve eserlerini, çevresine en uygun tarzda yerleştirmiştir.

Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir.

Depreme Dayanıklı
Mimarın çok sayıdaki eserini inceleyenler, Sinan'ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını söylemekteler.Bu tedbirlerden biri, temelde kullanılan taban harcıdır.Sadece Sinan'ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelir. Yine yapıların yer seçimi de ilginç. Zeminin sağlamlaşması için kazıklarla toprağı sıkıştırmış dayanak duvarları inşa ettirmiş.Mesela Süleymaniye'nin temelini 6 yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını sağlamak içindir.

Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur.Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması öngörülmüştür. Ayrıca yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmış. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır. Buhar tahliye ve rutubet kanalları drenaj kanallarına bağlı olarak uygulamaya konulmuştur.

İşte Sinan'ın eserlerini inceleyen ve birçoğunu da restore eden Mimar Abdülkadir Akpınar'ın söyledikleri:

Karşılaştığım bir özellikten dolayı gözlerime inanamadım. Sinan'ın eserlerinde en ufak bir çıktı ve desen dahi tesadüf değil. Renklere bile bir fonksiyon yüklenmiş. Çünkü yapıyı herşeyi ile bir bütün olarak ele almış. Bütün ölçülerini ebced hesabına göre yapmış ve bir ana temayı temel almış. Ölçülerini asal sayıya göre yapmış ve onun katlarını baz almış. İlmini din ile bütünleştirip mükemmel eserler ortaya koymuş. Örneğin SinanKuran-ı Kerim'de geçen ''Biz dağları yeryüzüne çivi gibi gömdük...'' ayetinden etkilenerek yapılarının yer altındaki kısmını ona göre inşa etmiş. Yapıları hislerine göre değil, matematiksel olarak oluşturmuş. Bugünün teknolojisi bile Sinan'ın yapmış olduğu bazı uygulamaları çözemiyor. Küresel ve piramidal uygulamalarının bir başka benzeri daha yok. Ama bunların hepsi estetik sağladığı gibi yapının sağlamlığını da pekiştirmiştir.

Mimar Sinan Türbesi

Süleymaniye Camii 'nin eski ağalar kapısının karşı köşesinde, yol ayrımında üçgen bir alandadır. Önde som mermerden yapılmış bir sebil görülmektedir. Sebilin arkasındaki ufak mezerlıkta 6 sütunlu, üstü örtülü ve etrafı açık türbede Mimar Sinan'ın mezarı bulunmaktadır. Türbesini ölümünden az önce kendisi yapmıştır. 1933 yılında Mimar Vasfi Egeli tarafından restore edilmiştir. Sandukanın uçları ile üzerindeki burma kavuk, mermerdendir. Sokağa bakan demir parmaklıklı bir pencereden türbe görünür.



Bunları Biliyor Musunuz??


# Yarım kilo bal yapabilmek için arıların iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorunda olduklarını...



#Çakmağın kibritten önce bulunduğunu....



#Edison'un ampul'e konacak maddeyi bulabilmek için 3.000 deneme yaptığını...



#Eskimoların,buzdolabını yiyyeceklerinin donmaması için kullandıklarını...




#En küçük yumutranın aynı zamanda en küçük kuş olan sinek kuşuna ait olduğunu, ve bu kuşların yumurtalarının yarım gramdan daha hafif ve bir buğday tanesinin yarısından daha küçük olduğunu...



#Bu güne kadar görülen en büyük dolu tanesinin 19cm çapında olduğunu, bunun yaklaşık bir futbol topu kadar olduğunu...



#Timsahların daha derine batmak için taş yuttuklarını...



#İnsan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre(1000000000000000) olduğunu...




Biliyor muydunuz???

Hamburger Adı Nerden Geliyor?



'Ham' kelimesinin ingilizce de 'Domuzun bacağının üst kısmınından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek' anlamına gelir.Hamburgerin aslı domuz etinden değil de Tatar Bifteğindendir.

Almanya'nın Hamburg şehrinden bir tüccar,ticaret amacı ile gittiği ORTA ASYA'DA 19.yy 'ın ortalarında Tatar Bifteğini görür ve Almanya' ya getirerek Hamburg Bifteğinin sunar.



Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servise sunar ve ona'HAMBURG'a ait' anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Almanya yı iki yola terk eder.Yine 19.yy'da bir fizikçi ve aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr.J.H.Salisbury hamburgeri İngiltereye getirir.Salisbury,sağlıklı bir yaşam için günde üç kere,önceden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inandığından dolayı,bu şekilde hazırlanan hamburger'e İngiltere de 'Salisbury Bifteği' adı verilir.Diğer yolla ise 19.yy'ın sonlarında ise Alman göçmenleri ile Amerikaya gitti.Hammburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti.

Birinci Dünya Savaşı sonrası ABD'de ingilizcedeki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada,Hamnurger'in simi de 'Salisbury Bifteği'olarak değiştirilmeye çalışıldı,ama bu işe yaramadı...

Göç Rekoru Çamurçulluğun


Ülkemizde de görülen çamurçulluu adlı kuş türü,hiç durmadan en uzğa göç etme rekorunun sahibi oldu!!


Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan çamurçullukları her sonbahar,kışı geçirmek üzere ılıman bölgelere göç ediyor.ABD'dn araştırmacılar,yazı Alaska'da geçiren çamurçullukların sonbahrda Yeni Zellanda'ya yapıkları göç yolculuğunun ayrıntılarını ortaya çıkarmış.Bunu için çamurçulluğu sürüsündeki kuşlardan bazılarının katlarına minik radyo takmışlar.Kuşlara takılan radyo vericilerinin bazıları yolda düşmüş.Ancak; öteki radyo vericilenden gelen sinyaller sayesinde kuşların göçü internet aracılığıyla izlenebilmiş.Bazı kuşların,göç yolculuğu sona ermeden Yeni Zellanda yakınlarında durup dinlendiği belirlenmiş.

Ancak;içlerinden biri,hiç durmadan 11.655 kilometre yol alarak rekor kırmış!

Araştırmacıların hesalarına göre,rekortmen çamurçulluğun saatte ortalama 70 kilometre yol almış olması dikkat çekiyor.

Çiftçi Karınca, Doktor Karınca


Uygarlığımızın mihenk taşlarından birisi kuşkusuz sürdürülebilir tarımdır. İnsanoğlu çiftçiliğe yaklaşık 10,000 yıl önce başladı, oysa karıncalar bu işi 50 milyon yıldır yapıyorlar. Microbiology Today dergisinin Kasım 2008 sayısında yayımlanan makaleye göre, ‘Tarım, insanlığın baskın tür haline gelmesine yardım ettiği gibi yaprakkesen karıncaların da otçullar içerisinde baskın tür olmasını sağladı’.
Yaprakkesen karıncalar Amerika’nın ılık bölgelerinde yaşarlar. İleri tarım sistemi geliştirerek bazı mantar türleriyle mutual (tarafların karşılıklı olarak birbirlerinden yararlandıkları ortak) yaşam sürdürürler. Yaprakkesen karıncaların değişik türleri değişik mantarları seçerler. Bu mantarları yer altında yuvalarında büyütürler ve karıncalar mantarın ürettiği gongylidia adı verilen bir yapıyla beslenirler. Karıncalar mantarlarını bir tarlaymış sürer gibi sürüp işlerler, onu taze toplanmış bitkilerle beslerler, onu böceklerden ve küflenmekten korurlar.
Mantarlarını yetiştirdikleri bahçeleri toprak odalar olduğundan hastalığa sebep olan mikrop ve virüslerle sık sık karşılaşırlar. Bu hastalıklar tüm bahçeyi ele geçirip yok edebilir ve karınca kolonisini öldürebilir.
Yapılan gözlemlerde bazı işçi karıncaların gövdelerinin altında muma benzer bir madde olduğu fark edilmiş. Madde yakından incelendiğindeyse aslında bunun yararlı bir bakteri olduğu ortaya çıkmış, actinobacteria grubundan olan bu bakterileri bizler de kullanıyoruz: Antibiyotik üretirken! Antibiyotiklerimizin %80’i bu gruptan gelen bakterilerden üretilir. Karıncalar yararlı bakterinin ürettiği anti-mantar bileşiklerle kendi mantarlarını zararlı bakteri ve virüslerin saldırılarından koruyorlar. Mantar gibi yararlı bakteri de karıncalarlar mutual yaşıyor: onların mantarlarını koruma karşılığında karıncanın vücudunda yapışık yaşayıp orda besleniyor ve toprakta yaşadıklarından daha rahat, çekişmesiz bir hayat sürdürüyorlar.


(kaynak)

Artık Işığı Durdurabiliriz!!!


Harvard Üniversitesi’nden fizik profesörü Lene Vestergaard Hau ve ekibi, ışıkla oynuyor. Ekip, yaptığı çalışmalarla daha önce ışığın hızını saniyede 17 metreye kadar düşürebiliyordu. Işığın boşlukta hızı saniyede yaklaşık 300 bin kilometredir.
Devam eden çalışmalar sonucu, ışığı tamamen durdurmak mümkün oldu. Bunu yapabilmek için Mutlak sıcaklığa çok yakın bir sıcaklığa ( yaklaşık -273 derece) kadar soğutulan çok yoğun sodyum bulutu kullandılar. Bu buluta Bose-Einstein bulutu deniyor. Bu bulutun içindeki atomlar çok sıkışık bir durumda bulunuyor.
Bose-Einstein bulutuna gönderilen ışık ışınının bir çeşit madde hali oluşuyor. Bu madde halini bulut içinde başka bir yere nakleden ekip daha sonra bu maddenin tekrar ışığa dönüşmesini sağladı.
Bu buluş bilim insanlarının optik bilgiyi istenilen şekilde işlemeyi sağlayabilecek.
Araştırmayı yürüten Hau, Einstein’in ortaya koyduğu görelilik yasalarına aykırı olmadığını belirtti ve Einstein’in bu çalışmayı görmesi halinde bir hayli şaşıracağını söyledi.

Bebek Gezegen


Almanya'dan gökbilimciler,Güneş'e benzeyen bir yıldızın çevresinde dönen yeni bir gezegen keşfettiler.

Bu gezegenin özelliği henüz "bebeklik" çağında olması.Yeni gezegen,yalnızca 8-10 miyar yaşında!Dünyamızınsa 4,5 milyar yaşında olduğu sanılıyor.Araştırmacılaryeni gezegene"TW Hya b" adını vermişler.TW Hya b "TW Hydae" adı verilen bu yıldızın çevresnde dolanoyor.

Bu yıldız da,Dünya'dan yaklaşık 182 ışık yılı uzaklıktaki Hydra(su yılanı)Takım Yıldızı'nda bulunuyor.

Bebeklik çağındaki bir gezegenin keşfedilmiş olması gezegenlerin nasıl oluştuğunu ortaya çıkarmaya çalışan araştırmacılar açısından çok önemli.Bebek gezegenini kütlesi,Jüpiter'inkinin 10 katı kadar.Yıldızın çevresini yalnızca 3,56 günde dolanıyor.
KAAN ÖZTAŞ

Evrenin Zarafeti


Bir şey keşfetmenin insanın yeni bir şey görmesi değil de bakışını biçimlendirmesi demek olduğu söylenir. Evreni sicim kuramı tarafından biçimlendirilmiş bir bakışla gören okurlar yeni manzaranın nefes kesici olduğunu görecek. Dünyanın her yerinde matematikçiler ve fizikçiler şimdiye kadar oluşturulmuş en iddialı fizik kuramı olan sicim kuramı üzerinde çalışıyor. Sicim kuramı Einstein’ın otuz yıl boyunca üzerinde çalıştığı birleşik alan kuramına giden yolda önemli bir adım. Bilim nihayet “büyük olana ilişkin yasalar” (genel görelilik) ile “küçük olana ilişkin yasalar” (kuantum mekaniği) arasındaki neredeyse yüz yıllık uçurumu kapadı. Sicim kuramı modern fiziğin en önemli konularından bu ikisini, evrendeki bütün harikulade olayların tek bir birimin (maddenin özünü oluşturan çok ama çok küçük enerji iplikçiklerinin) titreşimlerinden doğduğunu açıklayarak, büyük bir maharetle uyumlu bir bütün haline getirmiştir. Ayrıca doğanın tüm kuvvetlerini birleştirme olanağını da içinde barındırdığı için kimi fizikçiler süpersicim kuramını “Her Şeyin Kuramı” olarak nitelemektedir. Önde gelen sicim kuramcılarından Brian Greene, çok açık ve anlaşılır bir dille yazdığı bu kitapta okuyucuya nihai kuram arayışının ardındaki bilimsel hikâyeyi ve bilim insanlarının çabalarını anlatıyor. Sicim kuramı, yazarın da gayet canlı bir biçimde anlattığı gibi evrenin öyle değişik bir görüntüsünü ortaya çıkarıyor ki, fizik dünyası hâlâ bu şokun dalgalarının etkisi altında. Heyecan verici ve çığır açıcı fikirlerin, örneğin uzayın dokusunda gizli yeni boyutlar, temel parçacıklara dönüşen kara delikler, uzay-zamanda yarıklar ve delikler, birbirlerinin yerine geçebilen çok büyük ve çok küçük evrenler ve bunlar gibi birçok başka fikrin, günümüzde fizikçilerin üstesinden gelmeye çalıştığı bazı sorunların çözümünde çok önemli bir yeri var. Evrenin Zarafeti bu konuda yapılan keşifleri ve hâlâ çözülememiş gizemleri, durup dinlenmeden uzayın, zamanın ve maddenin nihai doğasını araştıran bilim insanlarının yaşadığı coşkuları ve hayal kırıklıklarını yetkinlik ve incelikle bize aktarıyor. Brian Greene akıllıca kullandığı benzetmelerle, fizikte bugüne kadar ele alınmış kavramlardan en karmaşık olanlarını gerçekten de eğlendirici bir anlatımla okuyucu için kavranabilir hale getiriyor ve bizi evrenin nasıl bir işleyişi olduğunu anlamaya daha önce hiç olmadığı kadar yaklaştırıyor.
KAAN ÖZTAŞ

Mars Görevinde Suçlular Belli Oldu


Mars'ta araştırmalar yapmak üzere 1996 yılında uzaya gönderilen ve geçtiğimiz yılın Ekim ayı dolaylarında mühendislerin bağlantı kaybı sonucu gözden çıkardıkları 10 yıllık Mars Küresel İnceleme Aracı'nın (MGS) ihmal kurbanı olduğu açıklandı. NASA yetkililerinin araştırmaları sonunda yaptıkları açıklamada, Dünya'ya binin üzerinde eşsiz Mars fotoğrafları sağlayan 247 milyon dolarlık uzay aracının bilgisayar hafızasında yapılan hatalı değişiklikler nedeniyle bataryalarının çok ısındığı ve iletişimin bu nedenle kaybedildiği belirtildi. MGS'nin kaybından sonra geriye, Mars çevresinde araştırma yapan yalnızca 3 uzay aracı kaldı.
KAAN ÖZTAŞ

Almanya'da Kemik İliğinden Sperm Üretildi


Almanya'nın 3 farklı üniversitesinden bir araya gelen araştırmacılardan oluşan bir ekip, insan kemik iliğinden elde ettikleri kök hücrelerden, erginleşmemiş sperm hücreleri üretmeyi başardılar. Elde edilen bu sperm öncülleri başarıyla olgunlaştırılabilirse, erkeklere yönelik kısırlık tedavilerinde de kullanılabilecek. Tabii ki yapay ortamda üretilen sperm ya da yumurta hücrelerinin kullanımının hukuksal açıdan sakıncalı olmadığı ülkelerde. Bu çalışma, insan sperm öncüllerinin bu şekilde yapay olarak elde edildiği ilk çalışma. Öncüllerin olgunlaşması sırasında genetik değişikliklerin görülebilme olasılığının da bulunduğunu vurgulayan araştırmacılar, kısırlık çalışmalarına katkı sağlanmasından önce yapılması gereken çok iş olduğunu belirtiyorlar.
KAAN ÖZTAŞ

Böcek Virüsünden Nezle Aşısı Üretildi


Rochester Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırmacıları, genetiğiyle oynadıkları bir virüsle enfekte ettikleri tırtıl hücrelerinden bir tür nezle aşısı elde etmeyi başardılar. Piyasada satılan nezle aşıları, nezle yapıcı bir proteini kodlayan özel bir genin tavuk yumurtalarına aktarılmasıyla elde ediliyor. Bu süreç, hem uzun hem de kirlilik gibi aksaklıklara karşı hassas. Araştırmacıların yeni geliştirdikleri teknikteyse, bu genin aktarıldığı virüsler, tırtıllara veriliyor ve enfekte edilen tırtılların hücrelerinden bol miktarda aşı proteini üretiliyor. Hem daha hızlı, hem de kalıtsal kirlilik tehlikesi olmayan, ucuz bir teknik. Tekniğin, virüsün tanımlanmasından aşının üretimine kadar geçen 6 aylık süreyi 2 aya indirebileceği vurgulanıyor.


KAAN ÖZTAŞ